Devoir de Mémoire — Hatırlama Görevi
Tahsin Tan · Le Regard Français
Fransızcanın dünyaya armağan ettiği kavramlardan biri devoir de mémoire'dır: hatırlama görevi. Deyim, 1990'larda gündelik dile yerleşti — Primo Levi ile yapılmış bir söyleşi kitabının Fransızca başlığı da (Le Devoir de mémoire, 1995) bu yerleşmede pay sahibidir. Fikir ağırdır: büyük suçların — öncelikle Şoa'nın — hatırlanması bireyin vicdanına bırakılamaz; topluma düşen bir borçtur. Fransa bu borcu hukuka yazdı: 13 Temmuz 1990 tarihli Gayssot Yasası, insanlığa karşı suçların inkârını ceza konusu yaptı. Onu 2001'de iki yasa izledi: Ermeni Soykırımı'nın tanınması ve köle ticaretini insanlığa karşı suç ilan eden Taubira Yasası.
Bu görevin en çetin sınavı, devletin kendi karanlığıydı. Temmuz 1942'de 13 bini aşkın Yahudi — dört binden fazlası çocuk — Paris'te Fransız polisince toplanıp Vél d'Hiv bisiklet pistine kapatılmış, oradan ölüm kamplarına gönderilmişti. Savaş sonrası resmî formül, Vichy'yi parantez saymaktı: "o, Fransa değildi." Kırılma 16 Temmuz 1995'te geldi; Cumhurbaşkanı Chirac, baskının yıl dönümünde şunu söyledi: « Ce jour-là, la France accomplissait l'irréparable. » — "O gün Fransa, telafisi olmayanı işliyordu." Yarım yüzyıl sonra devlet, suçun öznesi olarak kendi adını telaffuz etmişti.

Hafızanın bir de coğrafyası vardır. Tarihçi Pierre Nora, 1984–1992 arasında yayımlanan dev ortak eseri Les Lieux de mémoire'da ("Hafıza Mekânları") bunu kavramlaştırdı: bir ulusun belleği soyut değildir; yerlerde, nesnelerde, simgelerde yoğunlaşır — Panthéon, Marseillaise, 14 Temmuz, üç renkli bayrak, hatta sözlüğün ve okul kitabının kendisi. Kavram o kadar tuttu ki 1993'te Grand Robert sözlüğüne girdi: bir tarih kuramı, kendisi bir hafıza mekânı oldu.
Fransa'da hafıza özel bir mesele değildir: yasası, binası, takvimi ve sokak tabelası vardır.