Minnetin Mimarisi
Tahsin Tan · Le Regard Français
Hafıza mekânlarının en heybetlisi Panthéon'dur — ve hikâyesi, ulusal belleğin ne kadar oynak olduğunun belgesidir. Devrim, 1791'de bu yarım kalmış kiliseyi "büyük insanların" türbesine çevirdi; ilk konuk, hatip Mirabeau oldu. Ama üç yıl sonra kralla gizli yazışmaları ortaya çıkınca, kemikleri törenle dışarı çıkarıldı. Yerine gömülen devrimci Marat da bir yıl dayanabildi. Panthéon bize şunu öğretir: uluslar yalnızca hatırlamaz; gerektiğinde resmî törenle unutur. Fransızca bunun için bir fiil bile türetmiştir: panthéoniser — ve zımnen, tersi.
Sonraki iki yüzyıl, kubbenin altına kimin gireceği üzerinden bir ulusal kimlik müzakeresiydi: Voltaire ve Rousseau (Devrim'in ataları), Hugo ve Zola (cumhuriyetin vicdanı), 1964'te direnişçi Jean Moulin — Kültür Bakanı Malraux'nun, radyodan bütün ülkenin dinlediği o konuşmasıyla: « Entre ici, Jean Moulin, avec ton terrible cortège... » ("Gir buraya, Jean Moulin, korkunç alayınla..."). Kendi başarısıyla giren ilk kadın için 1995'i (Marie Curie), ilk siyah kadın için 2021'i (Joséphine Baker) beklemek gerekti. Her yeni lahit, "büyük Fransız kimdir?" sorusuna güncellenmiş bir cevaptır.
Fransa'da adres yazmak, tarih okumaktır: sayımlara göre ülkede adını General de Gaulle'den alan yaklaşık 3.900 cadde ve meydan vardır; onu Pasteur, Victor Hugo ve Jean Jaurès izler. Bir belediye meclisi bir sokağın adını değiştirdiğinde, aslında ulusal belleğin bir satırını düzeltmektedir.
Ama bu hafıza mimarisinin içinden bir itiraz da yükseldi — üstelik tarihçilerden. 2005'te çıkan bir yasa, okul programlarının sömürgeciliğin "olumlu rolünü" (rôle positif) tanımasını istedi; öğretmenler ve tarihçiler ayağa kalktı, tartışmalı madde bir yıl içinde yürürlükten kaldırıldı. Aynı yıl, aralarında en büyük isimlerin bulunduğu on dokuz tarihçi « Liberté pour l'histoire » ("Tarihe özgürlük") bildirisini yayımladı: tarih bir din değildir, devlet yasayla "resmî geçmiş" yazamaz; hatırlama görevi, araştırma özgürlüğünün yerine geçemez. İşin ironisi: bildirinin sonraki başkanı, "hafıza mekânları"nın babası Pierre Nora'ydı. Hafızayı kavramlaştıran adam, hafızanın yasalaşmasına karşı çıkıyordu.
Bu gerilim bugün de çözülmüş değildir — ve belki çözülmemesi gerekir. Hafıza duygudur, seçer, yüceltir, yaralar; tarih mesafedir, belgeler, tartışır. Sağlıklı bir toplum ikisini birbirine karıştırmadan, ikisinden de vazgeçmeden yaşar. Fransa'nın son otuz yılı, bu dengenin — bazen sancılı — laboratuvarıdır.