Proust ve Madlen — İstemsiz Hafıza
Tahsin Tan · Le Regard Français
Sahne, 1913'te yayımlanan Du côté de chez Swann'ın (Swann'ların Tarafı) başlarındadır. Anlatıcı, kasvetli bir kış günü, annesinin uzattığı ıhlamur çayına (tilleul) bir madeleine — o küçük, deniz tarağı biçiminde keki — batırır. Ve ilk yudumda, nedenini bilmediği bir şey olur: « Un plaisir délicieux m'avait envahi, isolé, sans la notion de sa cause. » — "Nefis bir haz içimi kaplamıştı; yalıtılmış, nedeni hakkında hiçbir fikir vermeden." Anlatıcı yudumu tekrarlar, zorlar, arar — ve sonunda perde açılır: bu, çocukluğunda Combray'de, pazar sabahları halası Léonie'nin ıhlamura batırıp verdiği madlenin tadıdır. O tek tatla birlikte halanın odası, ev, sokak, kasaba, bahçeler — « bütün Combray ve çevresi, fincandan çıkar ».
Proust'un bu deneyime verdiği ad, edebiyat kuramına yerleşti: la mémoire involontaire — istemsiz hafıza. Karşıtı, aklın arşivi olan istemli hafızadır: tarihler, adresler, ezberler. Proust'a göre bu arşiv geçmişin yalnızca etiketlerini saklar; yaşantının kendisi başka yerdedir — tatlarda, kokularda, bir kaldırım taşının sarsıntısında — ve oraya irade ile girilmez. Ancak rastlantı, doğru kapıyı bulursa, geçmiş bütün duyusal etiyle geri gelir. Yedi ciltlik À la recherche du temps perdu (Kayıp Zamanın İzinde), bu kanunun peşinde örülmüş, yaklaşık 1,25 milyon kelimelik bir katedraldir — Guinness'e göre dünyanın en uzun romanı.

Madlen, romanın tek anahtarı da değildir. Son ciltte anlatıcı, bir avluda dengesini bozan iki eğri kaldırım taşıyla Venedik'e, kolalı bir peçetenin dokunuşuyla deniz kıyısındaki Balbec'e döner. Proust bu çakmalara « les intermittences du cœur » — kalbin aralıklı atışları — der: geçmiş, düzenli bir nehir değil; beklenmedik anlarda parlayıp sönen bir dip akıntısıdır.
Aradığımız geçmiş, aklın arşivinde değil; bir fincan çayın dibinde bekler.